Gölyazı (Apolyont) Gezi Rehberi – BURSA

Sosyal Medyada Paylaş!

Gölyazı, Bursa’ya 35 kilometre mesafede Bursa – İzmir karayolu üzerinde bulunan ve anakaraya incecik bir köprüyle bağlı bir yarımada. Kurtuluş Savaşı esnasında Rum halkın yoğunlukla yerleşik bulunduğu bölgelerin başında gelen Gölyazı’ya girdiğinizde sizi ufak evler, çınar ağaçları, kahvehaneler ve camiler karşılıyor olacak.

Gölyazı, Bursa Nilüfer ilçesine bağlı ve hemen Uluabat gölünün kıyısında şirin bir beldemiz… Önceden Gölyazı Köyü olarak bilinen ancak Nilüfer ilçesine bağlandıktan sonra Gölyazı Mahallesi olarak geçiyor artık.

Gölyazı harita ve konum bilgisine buradan ulaşabilirsiniz.

Gölyazı gezimizin tanıtım videosunu izlemek için tıklayın…

Gölyazı’nın bir zamanlar Apollon Krallığının başkentiymiş; hal böyle olunca yıllar yılı tarihin izlerini üzerinde barındıran bu küçük yerde keşif yapıp öğrenecek birçok nokta var. Küçük yer deyip geçmemek lazım aslında çünkü Rumlardan kalma tarihi kilisesi, ağlayan çınarı, tekne turları, komşu adalardaki tarihi kalıntılarıyla ve sokak direklerine yuva yapmış leylekleriyle aslında yarım gününüzü ayırabileceğiniz bir mekân.

Gölyazı, Bursa’nın görülesi yerlerinden biri fakat uzaklardan kalkıp sadece burayı görecekmiş gibi gelmeyin bizce, Gölyazı yakınlarındaki diğer keşif noktalarına da uğramalısınız. Biz Gölyazı’dan sonra günün planlarına Mustafakemalpaşa ilçesinde bulunan Suuçtu Şelalesi’ni ve Karacabey İlçesi’ndeki Longoz Ormanları’nı dahil etmeyi tercih etmiştik.

Suuçtu Şelalesi ile ilgili yazımıza da buradan, Longoz Ormanları yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

Gölyazı’da yaşayan halkın genel geçim kaynağı Uluabat Gölü nedeniyle genelde balıkçılık üzerine ve burada hem erkekler hem de kadınlar bu işle meşguller. Balıkçılık, gölden çıkan turna ve yayın balığı üzerinden dönüyor. Organik olarak oldukça zengin bir göl olan Uluabat Gölü, şimdilerde çok yoğun olmasa da kerevit gibi deniz böceklerine de ev sahipliği yapıyormuş fakat aşırı avlanmadan ötürü oldukça azalmış.

Gölyazı sit alanı olarak korunan bir bölge fakat popülerliği arttıkça hafta sonu kaçamaklarının üst sıralarında yer aldığı için kafa dinlemek ve güzel fotoğraflar çekmek isterseniz hafta içi bir günde gezmenizi özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi bu tarz yerlerde insandan geçilmiyor; çay içmek için oturmaya yer bulmak bile bazen çok meşakkatli mücadele gerektirebiliyor. Sakin sakin gezelim, kafamızı boşaltalım diye geldiğiniz o yer birden zindan oluyor. Neyse hafta içi gelirseniz bu tip şeylere maruz kalmadan gönlünüzce gezebilirsiniz özetlemek gerekirse.

Gölyazı’da Neler Yapılır?

1. Fotoğrafseverler dikkat! Gündoğumu

Gölyazı fotoğrafçılar ve fotoğraf çekmeyi sevenler için eşsiz noktalardan biri; çarşaf gibi durgun, ayna etkisi yapan Uluabat Gölü gün doğumunda eşsiz kareler yakalamanıza izin veriyor. Ayrıca gün doğmadan ava çıkan balıkçıların ufak motorlarıyla birleşince sanat eseri kıvamında fotoğraflar çekmeniz oldukça olası.

2. Gölyazı’nın sokak aralarını keşfedin

Gölyaz’nın tarihi dokusu birçok yerde olduğu gibi burada da hakkıyla korunamamış olsa da sokak aralarını keşfetmek bir hayli keyifli. Hatta şu anda belediyenin hummalı bir parke taşı döşeme işi devam ediyor haliyle her yer toz toprak içinde. Parke taşı bu tarz yerlerin tarihi dokusunu öldürüyor ne yazık ki daha doğal daha uyumlu bir çözüm lazım bu tip yerlere. Sokak aralarında bazı evler eski görünümleriyle güzel bir sinerji yaratsa da yeni yapılan betonarme tarzı evlerle bitişik nizamda yine de bir bütünlük sağlayabilmiş. Kapı önlerinde ağ ören teyzelerle minik sohbetler etmek, sokaklarında oraya buraya koşturan çocukları izlemek Gölyazı’nın ruhunu anlamanın en iyi yollarından… vaktiniz varsa adanın etrafını da turlayabilirsiniz, kıyı şeridi yaklaşık 2 km olduğundan 20-25 dakikada başladığınız yere geri dönebilirsiniz. Adanın etrafını turlamak için bisiklet veya elektrikli araç kiralayan yerler var isterseniz bu şekilde turunuzu biraz daha hızlı tamamlayabilirsiniz.

3. Uluabat Gölü’nde tekne turu yapın

Kıyı şeridi boyunca kiralık tekne ve tekne turu tabelalarını sıkça göreceksiniz. Uluabat Gölü’nde toplam 11 adacık var. Balıkçıların tekneleriyle hem yarımadanın etrafını gezebilir hem de bu adalara gidebilirsiniz. Bir adanın üzerinde eski bir manastırın kalıntıları var fakat tarihi eserlere salça olan defineciler yüzünden ada üzerine çıkmak yasaklanmış. Sonrasında biraz daha ileride nilüferlerin olduğu bir bölgeye geçiliyor. Mayıs – Kasım ayları arasında nilüferler 9 gibi çiçeklerini açıp, 15 gibi kapıyorlar açık hallerini yakalamakta fayda var.

4. Kahvaltı Yapın

Gölyazı, hafta sonu kaçamakçılarının uğrak noktası demiştik, hal böyle olunca göl kıyısında ufak aile işletmelerinde veya kenarda köşede gözleme yapan teyzelerin mekanları var. Kahvaltıcılarda güzel bir pazar sabahı serpme kahvaltı eşliğinde layıkıyla afyon patlatabilirsiniz. Lezzet olarak çıtanızı çok yukarıda tutmayın diye söylemekte fayda var; öyle organik ürünlerden oluşan bir kahvaltı beklemeyin, manzaranın tadı kahvaltıdan daha lezzetli olacaktır. Şu mekân daha iyi demek çok zor fiyat olarak aşağı yukarı aynı seviyelerde kahvaltı yapabileceğiniz yerler var. Artık neresi gözünüze hoş gelirse…

5. Zambak Tepede Gün batımı Keyfi

Zambak tepe

Gölyazı ve Uluabat Gölü’nü yukarıdan gören Zambak Tepesi gün ile vedalaşmak için doğru yer. Yarımadanın karaya bağlandığı noktanın karşısındaki tepeye, meydandaki çay bahçesinden 10 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabiliyorsunuz. Zambak Tepe’nin ismi de bölgede mübadele öncesi yaşayan Rumlara ait mezar başına zambak dikme geleneğinden geliyormuş. Eskiden bu tepe bir Rum mezarlığı olduğundan ismi de Zambak Tepe olarak süregelmiş. Antik dönemde bu tepede bir de amfi-tiyatro varmış. Çok az da olsa kalıntıları görülebiliyor. Alanda organize bir kazı çalışması yapılmadığından çok da gün yüzünde değil.

6. Leyleklerle komşuculuk

Uluabat Gölü zengin bir dip yapısına sahip olduğu için gölün hem daimi ev sahibi hem de misafiri çok oluyor. Bu misafirlerin en meşhuru da Afrika’dan yola çıkan, Arap Yarımadası’nı geçerek Türkiye’ye gelen leylekler. Uluabat Gölü, leyleklerin göç yolu üzerinde olduğundan göl ve çevresi tam bir leylek cenneti. Kafanızı kaldırdınız mı elektrik direklerindeki, bacalardaki yuvalarda leylekleri görmeniz kuvvetle muhtemel.

Hatta öyle ki 2005 yılından bu yana her yıl Mayıs ayında, Gölyazı’ya sadece 6 kilometre uzaklıktaki komşu köy Eskikaraağaç‘ta, nam-ı diğer “Leylek Köyü”nde, Leylek Şenlikleri düzenleniyor. Burası Türkiye’nin ilk ve tek, Avrupa’nın ise 11. Leylek Köyü ünvanına sahip yeri. Köy halkı onları o kadar çok sahiplenmiş ki her evin kapısında leylek figürleri, her evin çatısında da leylek yuvaları var.

Karacabey Belediyesi ve Bursa Büyükşehir Belediyesi ortaklığında düzenenlenen şenliklerde amaç, baharın gelişini leyleklerin gelişiyle kutlamak, bir yandan da köyün kalkınmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak, önemli bir sulak alan olarak Uluabat Gölü’nün önemine dikkat çekmek…Fener alayı, konserler, geleneksel köy eğlenceleri, piknikler, kurulan standlar, tekne turları … Denk gelirseniz kaçırmayın.

Gölyazı’da Gezilecek Yerler

Ağlayan Çınar

Ağlayan Çınar

Bu dev, ulu Çınar ağacı bölgenin en yaşlı sakini, Gölyazı’nın simgesi. 2019 yılı itibariyle tam tamına 746 yaşında! Ağlayan Çınar’a ismini Mehmet Okatan vermiş, ağacın altında da kendisinin şu dizeleri bir tabelada iliştirilmiş: “Tarihin verdiği yorgunlukla yan yatmış ulu bir çınar… Lakin, yaşamaktan umudunu kesmemiş, uzanmış öylesine bağrı yanık, yaprakları hüzün, içi kan ağlarcasına, savaşlara, acılara, kara sevdalara tercüman olurcasına ardında sevgi bahçesi, açamayan gonca bir gül, önünde, oluk oluk gözyaşlarının eseri koca bir göl.”

Ağlayan Çınar’a ağlayan yakıştırılmasının yapılmasının arkasındaki asıl neden, yüzyıllar içinde gittikçe yan yatan ağacın gövdesinin bir bölümünden zamanla doğal kaynak suyunun yüzeye çıktığı bir oluk oluşması, o oluktan akan suyun da ağacın altında minik bir havuz oluşturması. Ağacın gölgesi tek başına bir çay bahçesini gölgede bırakırcasına büyük. Ağaç Gölyazı’yı karaya bağlayan köprünün hemen başında. Biz gittiğimizde akan bir su yoktu, havuz da boştu belki sezon nedeniyle (Ağustos) böyle bir durum vardı bilemiyoruz.

Aziz Panteleimon Kilisesi

Aziz Panteleimon Kilisesi

Bu kilise 19. yüzyıl Anadolu Rum Ortodoks miraslarından birisi. Anadolu şehirlerinde eşine pek de rastlanmayan yapılardan olduğundan aslında çok büyük öneme sahip. Mübadele yıllarına kadar aktif bir şekilde ibadet yeri olan kilise, mübadele sonrası da bakımsızlık, yangınlar ve başka amaçlarla kullanılmaktan zarar gören yerlerden. Neyse ki Nilüfer Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarıyla burası yakın zamanda tekrardan kamusal hayata kazandırılarak bir kültür evi olmuş. Giriş ücretsiz.

Gölyazı’ya Nasıl Gidilir?

Buraya İstanbul’dan gelecekler için:

Arabayla İstanbul-Gölyazı arası 193 km ve yaklaşık 2 saat 50 dakika sürüyor. Araçla belli bir yere kadar içeri girebiliyorsunuz. Çünkü adada araba park etmek için yeterli kapasite yok. Adaya 4km kala bir otopark var aracınızı buraya park ediyorsunuz. Buradan ücretsiz otobüsler sizi adanın girişine getiriyor. Bir diğer alternatif de İstanbul-Bursa arası şehirlerarası otobüse binip Bursa – Gölyazı arası minibüse binmek.

Buraya Bursa Merkezden gelecekler için:

Yol arabayla 44 km, yaklaşık 50 dakika sürüyor. Burulaş 5/G isimli otobüsle Gölyazı-Küçük Sanayi İstasyonu arasında belediye otobüs seferleri yapılıyor.

Bonus: “Işık Tanrısı’nın Şehri: Gölyazı”

“Tanrı Zeus’un çocuğunu taşıyan Leto, doğum yapabilmek için küçük bir kara parçası bile bulamaz. Zeus’un karısı Tanrıça Hera, evliliğin koruyucusu olan ev ve ocak tanrıçasıdır. Hera, kendi evliliğini korumak için canlı cansız tüm varlıklara, Leto’ya çocuğunu doğurması için yer göstermemelerini emretmiştir. Leto, böylesi zor bir durumdayken sadece bir ada ona yardım etmeyi kabul eder. Ada sabit değildir. Su yüzeyinde gezebilmektedir. Bu yüzden diğer toprak parçaları gibi Hera’nın öfkesinden korkmaz. İris’in Hera’yı bir mücevherle kandırması sonucu, doğum yapanlara yardım eden Tanrıça Eileithyia da Leto’nun yanına gelebilmiştir. Leto önce bir kız çocuğu doğurur: Artemis… Peşinden de onun yardımıyla Apollon dünyaya gelir. Hep o cesur ada sayesinde… Apollon ışık ve aydınlık tanrısıdır, adım attığı her yer otlar ve çiçeklerle dolar ve ada bir cennete dönüşür. İşte Gölyazı, Anadolu’da Işık Tanrısı Apollon adına kurulmuş 8-9 antik yerleşimden tatlı su kenarında kurulmuş tek şehirdir.”

Söz sırası mitolojiye gelince öykülerin ardı arkası kesilmez tabii. İşte bir başkası ki Gölyazı sakinlerinin dilinden düşmeyen bir hikâye: “Çok önceleri, Marmara Denizi’nin güneyindeki Odrysses (Mustafakemalpaşa) Çayı, Bandırma’dan denize dökülürdü. Apolyont Gölü de ortalarda yoktu. Bugün gölün olduğu yerde Apollonia, Mustafakemalpaşa’nın bulunduğu yerde de Melde (Miletepolis) kenti bulunuyordu. Apollonia Kralı’nın, güzelliği dillere destan bir kızı vardı. Melde Kralı, bu güzeller güzeli prensesi oğluna istedi. Ancak genç prenses, gönlü olmadığı için varmadı prense. Baba Kral, bir tepe üzerinde saray yaptırarak sakladı kızını. Çok öfkelenen Melde Kralı ise bir felaket getirmek istedi baba kızın başına. Ve Odrysses’in sularını Apollonia topraklarına doğru çeviriverdi. Apollonia toprakları sular altında kaldı, ama kent ile prensesin sarayı, çevresi surlarla çevrili bir ada olarak kaldı. İşte Apolyont Gölü böyle oluştu.” Apolyont, dünyada suyu içilebilen üç gölden biriydi. Göl kenarındaki evlerden sallanan bakraçlarla eve çekilirdi su. Öyle lezzetliydi ki Apolyont’un suyu, içen bir daha içmek isterdi. Yüzyıllar boyu Bursa’dan gelip geçen gezginlerin de ilgi odağı oldu Apolyont.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir